Öğretilmiş Kültürler

Bugünkü yazımı uzun zamandır uyguladığımız ama bize ait olmayan, aslında hiç bir topluma ait olamayacak geleneklere hitaben yazıyorum.

Geçen cuma yani 25 Kasım Cuma günü dünyanın birçok yerinde özellikle Amerika’da “Black Friday” başlığı altında birçok ünlü mağaza indirime gitti ve insanlar alışveriş için mağazalara akın etti. Amerika’da sadece bugün 10 milyar doların üzerinde harcama yapıldı.  url

Peki neydi bu “Black Friday” ? 1961 yılında, Philadelphia’da alışveriş sebebiyle oluşan aksaklıklar ve ciddi sıkıntılardan dolayı gazetelerin o gün için “Black Friday” manşeti atmasıyla bugün hafızalara kazındı ve sonrasında işletmeler bugünü de rutinleştirip kendilerine satış yapma fırsatı yaratmayı başardı.

İnsanları tüketmeye yöneltmenin hiç zor olmadığını “Black Friday” zırvalığından net bir şekilde anlayabiliyoruz. Gelin biraz daha içimize işlemiş olanlardan devam edelim.

Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, öğretmenler günü… Ve daha niceleri. Takvime baktığımızda her günün aslında bazıları için özel bir gün olduğunu görüyoruz. Milli yada dini bayramları tenzih ediyorum çünkü bunlar sembolik ve olması gereken şeyler.

Ama iki sevgili için aralarında özel olmayan, hiç bir anlam taşımayan ve en kötüsü herkesle aynı anda kutladıkları ve bu günün bir yerden sonra gösteriş yapma malzemesine dönüştürülmesindeki ruhu bana bir anlatın. Yada diğer “özel” denilen öyle empoze edilen günleri..

Asıl mesele

Şimdi bunları iyice düşündüyseniz gelelim asıl konumuza. Selamlaşma şeklimizden tutunda kutladığımız özel günlere kadar hayatımızda ki birçok noktanın değiştiğini görüyoruz. Biz bir yere mi göç ettik? Bizi etkileyecek kadar büyük bir kalabalık ülkemize mi göçtü? Hayır. O zaman biz bunları nasıl edindik? Cevapları sayıyor herkes kendisine; teknoloji gelişti, küreselleşen dünya vb. Bu kadar basit olduğuna asla inanmıyorum.

Şimdi size bir kuramdan bahsetmek istiyorum. ABD’li iletişim bilim profesörü George Gerbner 1960’ların ortasında PA Üniversitesi Annenberg İletişim Okulu’nda Ekme Kuramını geliştirdi. Ekme kavramı belli bir şeyi (psikoloji, kültür ve ideolojiyi) belli bir yere (izleyici bilincine) yerleştirme ve besleyip yetiştirmek için yapılan amaçlı girişim anlamındadır. Bu kuram televizyon ve medyanın etkileri üzerine ortaya çıkmıştı.

Gelin biraz Türkiye üzerinden yorumlayalım. Ülkemiz ataerkil bir toplumdan oluşmakta. Her ne kadar kadınlarda çalışma hayatına dahil olmuş olsa da bu genel itibariyle ev hanımlığı mesleğini zirveden indirecek düzeyde değil. Hemen akabinde gündüz kuşağı programlarına bakarak hitap ettiği kesimlerden bu söylediğimizi desteklemiş oluruz. Programların içeriklerine kendi çocukluğumdan itibaren geniş bir yelpazede yorum yapmak istiyorum. Televizyonda sabah programları vardı, hala var. Bu programlar da konuklar ağırlanıyor, yemekler yapılıyor, şarkı türkü zaman geçiriliyor. Daha sonra Sinan Çetin’ler, Yasemin’in Penceresi’ler, Seda Sayan’lar, Müge Anlı’lar,Esra Erol’lar,Bu tarz benim’ler türüyor ve işte annelerimizin kafalar yüksek düzeyde yıkanmaya başlanıyor. Bu annelerin yanında okula gitmeyen çocuklarda bundan nasipleniyor. Bu annelerin yetiştirdiği çocukları saymıyorum. (İstisnalar elbette vardır.)
tv-cocuk

Aynı şekilde saçma sapan diziler ile çocukların davranışları şekillendiriliyor ( Sihirli annem, Selena,Arka Sıradakiler, Kavak Yelleri vb). Çocuklar yada gençler bu dizilerdeki karakterleri örnek alıyor ama hiç biri toplumumuz kültür yapısına uygun değil. Keza akşam dizi kuşaklarına baktığımızda da toplumun her yaş grubuna hitap eden diziler alttan alttan toplumu kendi istediği gibi eğitiyor. Akşam baba eve gelince ne oluyor, bu sefer vurdulu kırdılı dizilere geçiş. Bir dönemin en popüler dizisi olan “Kurtlar Vadisi”nden bahsetmesem ayıp olurdu. O dizi ile birlikte herkes kendini kabadayı zannetmeye başlamıştı. Zor dönemler atlattık. Bu kültür erozyonu kendi kültürümüzden uzaklaştırırken zayıf karakterli bir nesil yaratıyor.

Bu durum sadece kendi ülkemizde gerçekleşmiyor elbette. Bu tüm dünyada devam eden bir sistem. Bu sistem sayesinde ne hakkında ne düşüneceğimizi rahatlıkla yönlendirebiliyorlar. Televizyon geniş kitlelere hitap ettiği için böyle, peki ya sosyal medya farksız mı? Kesinlikle değil. Ülke gündemi bu mecralarla belirlenir oldu.

Teknoloji insan hayatını kolaylaştıran ve onu mutlu eden bir olgu. İnsanlar kendi oluşturdukları sistemin kölesi olmamalı. Benim çocukluğumda her evde bir bilgisayar yoktu, bu lükstü. Biz kütüphanelere mahkum son şanslı nesildik belkide. Şimdi akıllı telefonlar tüm kütüphaneleri içerir durumda. Ancak bu seferde bilinçsiz kullanım bu bilgi kirliliğinde boğulmakta. Bunun tek çözümü ise yine insanın kendisinden geçiyor. Tüm bu teknolojiye aklını kullanarak hükmetmeli.

Herşeyin farkına vardığımızda tüm bu yalan dolan, aslımızla ilgili olmayan “öğretilmiş kültürler” e karşı çıkabiliriz. Sevdiklerimize sevgimizi göstermek için özel günlere ihtiyacımız yok. Yeri gelmişken belirtmeliyim ki bazı kurumların yada kişilerin sadece haftası geldiğinde yaşlıları, gazileri,doğayı yada hayvanları anması etkinlik vb yapması bana gerçekten çok itici geliyor.

Bunları okurken aklınızda en ufak bir soru işareti oluşturabildiysem ne mutlu bana. Sahtelikten uzak, kalbi duygularımızla yaşadığımız bir gelecek diliyorum.

Okuduğunuz için teşekkürler.

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir