Luxemburg

Luxemburg; Almanya,  Belçika ve Fransa ‘ya sınırı olan fazlasıyla küçük bir Avrupa ülkesi. Tarihi çok eskilere dayanan bu ülkenin mimari yapısı diğer ülkelere benzese de Luxemburg kentinin yapılanması hayranlık ve huzur verici.
Kenti anlatmadan önce kısaca varışımı anlatacağım daha sonra neler yapabileceğinizden bahsedeceğim çünkü internette bu ülkeyle ilgili pek bir bilgi yok.
Öncelikle Luxemburg ‘ a gelmek için Belçika, Brüksel’den  25 altı gençler için satılan biletlerden aldım (gidiş dönüş 25 euro) ve 4 saatlik bir tren yolculuğunun ardından ülkeye vardım.
Luxemburg tren istasyonu merkeze 15 dk uzaklıkta bu yüzden merkeze yürümeyi tercih ettim. Zaten yönlendirici tabelaların yanında insanların akın ettiği yöne gitmeniz yeterli 🙂
Merkeze varmadan önce büyük bir köprüden (Viaduct) geçmeniz gerekiyor.  Bu köprünün altında düşündüğünüz gibi nehir değil vadi var 🙂 yemyeşil bir park alanına çevirmişler burayı. Çevresinde tek tük evler ve daha sonra normal yüksekliğe ulaşan yerlerde şehir devam ediyor. Köprüyü geçtikten sonra bir anıt-heykel göreceksiniz bu heykelden karşıya geçin ve sokaklarda dolanmaya başlayın. Her köşede bir sürprizle karşılaşabilirsiniz. Diğer şehirlerin aksine tek bir meydandan ziyade sürekli küçük küçük meydanları da görebilirsiniz.
Ben şans eseri iki konsere denk geldim bugün 🙂  Biri müzisyenlerin davul ve türevleriyle yaptığı şov diğeri ise bir Rock konseriydi. Ülke çok küçük ve nüfusu çok az olduğu için pazar günü olmasına rağmen fazla bir kalabalık yoktu. Biraz konseri dinledikten sonra parka doğru yol aldım.
Merkezi geze geze tekrar köprü başına geldim bu sefer merdivenlerden aşağıya indim ve doğanın içinde buldum kendimi. 🙂 bir süre burada kaldıktan sonra tekrar şehri dolaşmaya başladım. Açıkçası daha önceki tecrübelerime dayanarak bu sefer herkes yese de ben dondurma yemedim. Aslında burada hiç birşey yemedim. Hazırlıklı gelmiştim. Yemeğimi parkta yedim 🙂
Bunun haricinde trafiğe kapalı  bir caddesinin tepesi boydan boya salıncaklarla süslenmişti buda çok hoşuma gitti.
Şehir yada ülke bir günde rahatça gezilir. Ulaşıma para vermenize gerek yok. Fiyatlar diğer avrupa  ülkeleriyle benzer.  Belki yaşam daha ucuzdur onu bilmiyorum.
Gelelim notlara 🙂
1. Buraya gelmişken Vallee de la petrusse, Palace of the Grand Ducas, Bock Casemates, Adolphe Bridge ve Bock Promontory ‘i görün 🙂
2. Sabah erken geldiyseniz bisiklet kiralayın.
3. Toplu taşımaya para vermeyin.
4. Eğer iki gün ayırdıysanız kamp atabileceğiniz harika alanlar var değerlendirin. ( Mullerthal trail, Naturwanderpark delux)  Ben günübirlik gittim bu yüzden siz bu mekanları öncesinden bir sorun yine 🙂
5. Vaktiniz varsa diğer bir ili olan Esch-Sur -Sure iline gidin ve Castle Ruins ‘i görün.* Bu sefer fazla fotoğraf çekemedim çünkü vaktim azdı. Belirttiğim noktaları görmek için Google’a yazarak aratabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir